NONSENSE: Ahçı şirinin yaptığı pembe şirin suflerleri ne güzeldi. Her seferinde canım ne kadar çekerdi. Bir de pancakeler... Ah aptal amerikan filmleri... Şimdi kendimi pancakelerle boğuyorum. En azından pancakeler bana mutluluk veriyor, seninse bana sunabildiğin sadece içgörü... Hayata dair bir içgörü istemiyorum ki ben sadece seni istiyorum. Aramıyorsun, sormuyorsun. Tam unuttum demişken yien depreşiyorsun içimde. Bu gün yine dünyaya döndün. O kadar istedim ki aramanı. Ah ben ne büyük bir hata yapmışım demeni. Ah o sufleler, pancakeler. Keşke her şey camın arkasından göründü kadar güzel olsa. Oysa kendimi pancakelere boğarken bile tadları güzel gelmiyor. Bana bir keresinde hayatımda kendimle ilgili kontrol edebildiğim tek şey kilom deimiştin. Eheh biraz anoreksik bir yaklaşım am sen ne de olsa anoreksik değilsin. Her ne kadar bipolarmışsın gibi geliyor ya da en azından senin dalgalanmaların bende fırtınalara dönüşüyor ve beni bipolar yapıyor. Oysa ben içimi görmek istemiyorum, kendimle barışmak da istemiyorum daha da önemlisi güçlü olmak hiç istemiyorum. Sadece seni istiyorum. Şimdi bu Tanrı'nın unuttuğu yere gelmeni beni arabana atıp uzaklara götürmeni, eve götürmeni istiyorum. Ömrümü ev diyebileceğim bir yeri arayarak geçirmiş olsam da hiç bulamamıştım. Oysa sen çıktın karşıma hem de hiç istemediğim anda, hiç istemediğim yerde. Her şeyi bırakım sana ev diyebilmek üzereykende kendimi pancakelerle avuturken buldum bir anda... Sense yoksun yanımda ve çok uzaklarda kendi iç dünyanda olmayan sorunlar yaratarak ve belki de hayatında ilk defa sana her şeyi verebilmekiçin her şeyden vazgeçmeye razı tek insanla karşılaşmışken kaçıyorsun daha da uzaklara... İçimde uyandırdığın şeyleri dünyanın tüm pancakeleri ve üşenmeden taa yarım saatlik yoldan alıp geldiğim paketlerce sigara bastıramıyor. Oysa şimdi içim o kadar boşaldı ki belki de intikam geriye tek kalan. Cehenneme git orospu çocuğu diye bağırabilmek isterin ama içimde bir yerler "doğru olanın" sana mutluluk dilemek ve çok uzaklara göçmek olduğunu söylüyor. Aptal romantizmlere kapılıp gitmenin bir alemi olmadığı gibi senin akıllanıp geri döneceğine inanmanın da bir anlamı yok. Kendimeişkence etmnin verdiği canılık hissi ve bana bana kattığın "erdemler" için teşekkür etmeliyim belki de... Bana onun ölmesini o kadar istemiştim ki demiştin. Ben de birileri gittiğinde ölmesini çok istemiştim. O duyguyu iyi bilirim. Ama şekerim aramızdaki fark sen ölümün ne olduğunu bilmezken benim ölmesini isteyecek kadar aşık olmayı başarabildiğim tek insan çoktan toprak oldu... Kaderin cilvesi işte. Sen kaybetmenin ne olduğunu bildiğini sanırken ve mükemmel dünyanda kendine sorunlar yaratmaya uğraşırken hayat benim ellerimden akıp gitti. Şimdi yıllar ve insanlar sonra yine aynı noktada olduğum halde artık burda olmak istemiyorum. Birisini ölmesini isteyecek kadar sevebileceğime inanmak istemiyorum. Hayatta değer verdiğim herşeyden, uğruna çalıştığım her şeyden ve belki de hayatımın kendisinden bir an bile düşünmeden vaz geçebileceğime inanacağım bir insanı dah ne ruhum ne de bedenim kaldıracak... O nedenle pancakelerde mutluluğu aramaya ve içimi görmemeye çalışacağım yine... Hayatta hep mutluluğu haketmediğini düşünen aptalları bulmam da belki de kendimin de mutluluğu haketmediğine inanmamdan kaynaklanıyor olabilir. Ama bunu düşünemeyecek kadar doluyum şu an... Var olmayan aşklara ve hiç bir zaman gerçekleşmeyecek mutluluklara içelim... Ama o kadar huzur doluyum ki şu an... Kendine verilen zararın huzuru ve sınırda kişilik durumları... CHEERS
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder