22 Ağustos 2008 Cuma

/14///



AVIATION: Evet yapmak demek kadar kolay olmuyor tabi. Bu sabah itibari ile kacis planimi bir kesinlige kavusturduktan sonra geri donus de imkansiz oldu... Ucak biletine odedigim farktan sonra sikiyorsa vez gec.. Bakalim beni daha neler bekliyor? Yedigim haltlar elbet bir gun bana donecek. Kacisi yok. Ama Tanrim bir iki gun gun yuzu goster de... Geriye sayiyorum saatleri. Geride biraktigim isler bir taraflarimda patlamasa bari. Depresyon, ask mask derken bakalim hayat bize neler getirecek. O trene binene kadar kalbim kut kut atacak herhalde. Ama geri donus ok zaten geri donecek param da yok herhalde :). Kaderde varsa neye yarar uzulmek diyerekten bu noktadan sonra bir sureligine hayatimi kaderin ellerine teslim ediyorum... Upuuuzuuun yolculugumun bana neler getirecegini gunler gosterecek. Olmek var donmek yok diyemiyorum tabi... Olmekten bile korkar oldum. Yaslaniyorum herhalde...

19 Ağustos 2008 Salı

13



THE ESCAPE: Evet kacis aklima dustugu anda artik buralardan gitmenin vakti geldigini anladim. Cok uzaklardan gelmistim buralari yakin yapmistim ve her yakinlasan gibi buralarda sikildim. Simdi yine yol zamani.
Ama asil onemli olan kacis plani. Bu cehennemin dibinden herhangi bir yere gidebilmenin zorlugu beni derinden yaralamakta. 21. yuzyilin getirdigi teknolojiler bile cook uzaklara kacabilmemin ilk adimi olan cehennemden cikis biletini bana saglayamamakta. Ama artik cikiyorum buralardan. Var olduguma dair formlarimi doldurduktan ve hayatimin bir kismini bu cehennemde heba etmek yerine insanliga faydali oldugumu kanitladiktan sonra ver elini uzaklar.
Arayan mevlasini da belasini da bulurmus. Ben sansli olanlardanim ikisini de buldum. Hic bir seyden eksik kalmayi icim kaldirmaz ya. Bela mi da bulmadan edemedim. Mevlami da buldum denebilir. Tum yasananlari ve yasanamayanlari vr belki de tum zorluklari da geride birakaraktan kendi biricik uzagima gidiyorum.
Simdi unutma zamani. Kacis plani aklima dustugu andan beri unuttum bile. O son noktayi koydu ben de satir basi yaptim. Megersem bosu bosuna uzuyormusum kendimi. Daha guvenli ve mutlu uzaklara kacabilirmisim hemen.
Ama dur daha heyecanlanma. Onunde ne yollar haledilmesi gereken ne isler var derken diger kisiliklerim ben enerjimi buldum. Ben bir karar verdim. Kararsiz gecen gunler gecelerden sonra kacmaya karar verdim.
Ve bu karari verdigim anda da yaptigim seyin zayiflik olmadigini farkettim/ Eger insansak hepimiz koeye sikistirilmaya ancak bu kadar dayanabilir birimiz. Ve ben de artik bu kosede yuzumu duvara donmus tek ayak ustunde beklemektense beni yeni umutlara tasiyabilme ihtimali olan kacislari tercih edecegim. Kimse acisindan olmuyormus. Bunu ancak sisenin dibini bir kac gordukten sonra anlayabildim.
Iyiki varsin sise. Cunku bende dibini gorebilecek o cahil cesareti mevcut. Ve gordukten sonra da tekrar ayaga kalkmak ve kosmaya baslamanin zamani gelmisti geciyor simdi... Hafiften bavullarimi toplayim heyecandan uyuyamamaktayim. Ah carsamlari beklemek zorunda olmamak ne guzel.
Kendi kendini ozgur birakabilmek ne guzel bir fuyguymus. En son buyuk kacisimin ustunden yillar gecmisti... O zaman burlara kacmistim bir sureligine de olsa ve uzaklara geri donmudtum..
Simdi buralardan kaciyorum baska uzaklara. Anladim ki benim ksiligimdeki bir insan yakinlasanin tehditi karsisinda duramiyor. Ama bu da ben ve diger kisililerim iste. Bir gece once sigarami karanliga dogru ufururken simdi uzayan yollara dusmenin heyecani sardi bir anda beni...
Belki o yollar tanidik bir yuzle kesisir ve belki de guvenli olana ihtiyacimiz vardir hepimizin.. Bir tanidik bildik biraz ilgi sefkat.
Kensimi simartmam gerektigini farkettigim an buralardan gidiyorum... Gidiyorum buralrdan cok uzaklara... Eger bir gelecegim varsa burda yol beni elbet bir gun geri getirir diye umut ederekten...
Heyecan hissetmeyeli cok oldu biliyorum be heyecani... Askin bile yalan oldugu bu gezegende var olabilmek icin gidiyorum... Kimseler umrumda olmadan ve basima gelecekleri gorerek ama yine de gitme vakti geldiginin anladigim o andaki ferahlama hissi.
Tekrar derin bir nefes aldim bu gun. Ve yarini yasabilecek gucu buldum icimde. Elbette yarin olacakti ne kadar daralmisim ki kosedeki kucuk dunyamda bunu ble gorememisim belli ki...
Bu noktada sevgili kizima da bie seyler soylemek istiyorum sana sahip olma planlarim bir baska bahara kaldi ama daha bir rahatladim desem yalan olmaz sakin alinma kizim. Kisisel bir sey degil. Seni istemedigimden hic degil. Tanri'nin espiri anlayisinin kurbani olan benim gibi bazi insanlar cesitli sartlar altinda planlarini erteleyebilebilirler. Ve sevgili kizim sen sen ol sakin unutma erkekler dunyanin en tatli meyvalarindan olabilirler ama cok yediginde hepsinin tadi ayni olmaya baslar o nedenle kendini guvenli sularda yuzmek ve okyanuslara acilmak arasina kaldiginda soralisin arasinda ne fark var diye... Hic bir fark yok. Cok yeme ki migden bulanmasin ve cok yuzme ki bacaklarina kramplar girmesin... Ve kizim hep uzaklara git. Cunku orada ogrenebileceklerinin siniri yok ve bazen kendini tekrar etmek hayat bilgisini pekistirmek icin birebir olabiliyor... Bol bol tekrar et hatalarindan ders alma ve tekrar et ve her zaman bil sen kacmak istediginde ben burada olacagim ve kacis planin heyacanla karsilayacagim. Bu gun ogrendim ki kizim tek br kisinin bile he demesi bir yerlerden kacabilmek icin yeterli olabiliyormus... Seni cok seviyorum sevgili kizim ve umaarim bir gun karsilasiriz... OZGUR KILINMAK

18 Ağustos 2008 Pazartesi

.....12

Bu gün gece olmak bilmedi...
Gözüme uyku girmedi..,
Çarşamba diye söz vermiştim kendime
Bu gün bile bana yetmedi.
Çığlık atmak yağan yağmurda
Tren garına koşmak umutsuzca.
Ve beklemek..
Olmayanı olan
Gelmeyeni gelen yapmak için
Elimden eğer tek bir şey gelseydi,
ve belki de bencilce olmasaydı
Kendimi inandırabilseydim belki
En olmayanı istemediğime
Ve en gelmeyeni beklemediğime
Ve kendimi kıra kıra
Kendi kırıntılarım arasında yapayalnız
Gecenin gelecegini bileceğime
Her saniye dakikaya
Her dakika saate
Uzadıklça uzuyor içimde
Babaannemin çiğnediği damla sakızı çikletler
Köşedeki marketten alırdı
Mumu olurdu ve aroması
Günlerce çiğnerdi aynı sakızı
Şimdi her şey uzuyor fazla mum katılmışcasına
Ve çiğniyorum kendimi nefes almamacasına...
Hep elde edemeyeceğini istemek niye
Sırf kendimi büyük görüyorum diye
İçim dolup dolup boşalırken
Var olmayı sürdürmek niye
Ve olmayacağını bile bile
Niye
Niye
Niye??
Ağlayamadım bile
Oysa ağlayamayanları aşağladım yıllarca
Hissizlikten
Şimdi biliyorum hissedememek diye
Kendi yazdıklarım bile boş gelirken içime
Ve sadece nefret varken geriye
Ben ne oldum diye
soruyorum gelmeyen her gece kendime...

16 Ağustos 2008 Cumartesi

11

ENLIGTENMENT: En son ne zaman şarabı şişeden içmiştim hatırlamıyorum... Dün gece pencereme çarpıp intihar eden yarasanın izi hala camdayken şarabı şişeden içip sigaramın dumanın rüzgara üfledim... Gece karanlı apartmanın onundeki lambanınışığında ağaçların gölgeleri rügarla hareket ediyor... En son ne zaman gece yanlız kalmaktan korktum... Çok uzun süredir yanlızım. Bu da bir hayatta kalma stratejisi olmalı. Korkmuyorum çünkü... Hissettiğim tek şey zevk... Yaşasın hayat.. Her şeye rağmen çok GÜZEL....
PS: İçimde var olan her şeyi internetin bir köşesine dökmek de 21. yüzyıla has bir masturbasyon türü herhalde...

-10-


NONSENSE: Ahçı şirinin yaptığı pembe şirin suflerleri ne güzeldi. Her seferinde canım ne kadar çekerdi. Bir de pancakeler... Ah aptal amerikan filmleri... Şimdi kendimi pancakelerle boğuyorum. En azından pancakeler bana mutluluk veriyor, seninse bana sunabildiğin sadece içgörü... Hayata dair bir içgörü istemiyorum ki ben sadece seni istiyorum. Aramıyorsun, sormuyorsun. Tam unuttum demişken yien depreşiyorsun içimde. Bu gün yine dünyaya döndün. O kadar istedim ki aramanı. Ah ben ne büyük bir hata yapmışım demeni. Ah o sufleler, pancakeler. Keşke her şey camın arkasından göründü kadar güzel olsa. Oysa kendimi pancakelere boğarken bile tadları güzel gelmiyor. Bana bir keresinde hayatımda kendimle ilgili kontrol edebildiğim tek şey kilom deimiştin. Eheh biraz anoreksik bir yaklaşım am sen ne de olsa anoreksik değilsin. Her ne kadar bipolarmışsın gibi geliyor ya da en azından senin dalgalanmaların bende fırtınalara dönüşüyor ve beni bipolar yapıyor. Oysa ben içimi görmek istemiyorum, kendimle barışmak da istemiyorum daha da önemlisi güçlü olmak hiç istemiyorum. Sadece seni istiyorum. Şimdi bu Tanrı'nın unuttuğu yere gelmeni beni arabana atıp uzaklara götürmeni, eve götürmeni istiyorum. Ömrümü ev diyebileceğim bir yeri arayarak geçirmiş olsam da hiç bulamamıştım. Oysa sen çıktın karşıma hem de hiç istemediğim anda, hiç istemediğim yerde. Her şeyi bırakım sana ev diyebilmek üzereykende kendimi pancakelerle avuturken buldum bir anda... Sense yoksun yanımda ve çok uzaklarda kendi iç dünyanda olmayan sorunlar yaratarak ve belki de hayatında ilk defa sana her şeyi verebilmekiçin her şeyden vazgeçmeye razı tek insanla karşılaşmışken kaçıyorsun daha da uzaklara... İçimde uyandırdığın şeyleri dünyanın tüm pancakeleri ve üşenmeden taa yarım saatlik yoldan alıp geldiğim paketlerce sigara bastıramıyor. Oysa şimdi içim o kadar boşaldı ki belki de intikam geriye tek kalan. Cehenneme git orospu çocuğu diye bağırabilmek isterin ama içimde bir yerler "doğru olanın" sana mutluluk dilemek ve çok uzaklara göçmek olduğunu söylüyor. Aptal romantizmlere kapılıp gitmenin bir alemi olmadığı gibi senin akıllanıp geri döneceğine inanmanın da bir anlamı yok. Kendimeişkence etmnin verdiği canılık hissi ve bana bana kattığın "erdemler" için teşekkür etmeliyim belki de... Bana onun ölmesini o kadar istemiştim ki demiştin. Ben de birileri gittiğinde ölmesini çok istemiştim. O duyguyu iyi bilirim. Ama şekerim aramızdaki fark sen ölümün ne olduğunu bilmezken benim ölmesini isteyecek kadar aşık olmayı başarabildiğim tek insan çoktan toprak oldu... Kaderin cilvesi işte. Sen kaybetmenin ne olduğunu bildiğini sanırken ve mükemmel dünyanda kendine sorunlar yaratmaya uğraşırken hayat benim ellerimden akıp gitti. Şimdi yıllar ve insanlar sonra yine aynı noktada olduğum halde artık burda olmak istemiyorum. Birisini ölmesini isteyecek kadar sevebileceğime inanmak istemiyorum. Hayatta değer verdiğim herşeyden, uğruna çalıştığım her şeyden ve belki de hayatımın kendisinden bir an bile düşünmeden vaz geçebileceğime inanacağım bir insanı dah ne ruhum ne de bedenim kaldıracak... O nedenle pancakelerde mutluluğu aramaya ve içimi görmemeye çalışacağım yine... Hayatta hep mutluluğu haketmediğini düşünen aptalları bulmam da belki de kendimin de mutluluğu haketmediğine inanmamdan kaynaklanıyor olabilir. Ama bunu düşünemeyecek kadar doluyum şu an... Var olmayan aşklara ve hiç bir zaman gerçekleşmeyecek mutluluklara içelim... Ama o kadar huzur doluyum ki şu an... Kendine verilen zararın huzuru ve sınırda kişilik durumları... CHEERS

14 Ağustos 2008 Perşembe

//////9.

RESISTANCE IS FUTILE: Niye kendimizle savasiyoruz ki? Bu gun kucuk bir suc isledim. Oysa ben her seye kendi icimde karsi gelirken bu kucuk dunyanin tum kurallarina uyabilmek icin o kadar caba harciyormusum ki... Sigara ictim. Benim odamda. Kendi odama. Bir sigara. Ve o kadar suclu veo kadar ozgur hissettim ki kendimi. Kurallara bagli olmak o kadar kolay ve o kadar zor ki... Kurallara uymaya zorlamak kendini, baskalarinin koydugu kurallara uymaya calismak. Baskalarinin kurallari oldugu surece uymak okadar kolay ki. Oysa kendi kurallarini koymak, kendi sinirlarini cizmek.... Bir o kadar zor. Meydan okumak kendine ve kendini yeni bastan yaratmak. Yalan. Olmuyuor bu dunyada ne yazik ki... Ama bir gun karsiniza sizi degismeye zorlayan bir baska guc ciktiginda belki yine zor ama mumkun. Degisioyruz hepimiz. Korka korka, istemeye istemeye degisyoruz. Farkinda olmadan degisiyoruz. Bir bakmisiz baska biri olmusuz. Ve sil bastan. Oysa kendini tanimak da o kadar zor ki. Tam tanimisken ah o aptal dunya ve gucler birde bakmissin degismissin. Sil bastan. Bir zamanlar onemli birileri bana `umarim bir gun degismezsin` demisti. Ben `ben hic degismeyecegim hep senin bildigin gibi kalacagim` demistim. Ne kadar cocukmusum. Sonradan sonraya degimeden kalmanin anlamsizligi gark ettiginde bu yalani ancak kendimize soyleyebilecegimiz ve bizim disimizda kimsenin inanmayacagi o kadar acikti ki... Hala icinde kaybettiklerinin acisini bir sizi olarak tasiyanlar cok iyi bilirler ki kaybettikten sonra asla ayni insan degillerdir. Gidenin arkasindan bakarken ve hala ozlemi hissedebilirken degisim ne kadar uzak gozuksede kaybetme hali icimize yerlesmeye basladiginda ve artik bundan hicbir kacisimizin olmadigini anladigimizda ancak baska bir insan oldugumuzun farkina varabiliriz. Bu ne bir iyilik ne de bir kotuluk halidir. Sadece bir surec birolustan bir digerine gecistir. Bunu durdurmanin imkani yoktur. Bu sebeptendir ki degismemek diye bir sey mumkun degildir. KAc kisiyi hayatimiz boyunca sevebilecegimiz goz onune alinirsa kendimizin kac degisik halini ve olusunu da sevebilecegimizi dusunmemiz gerek/ Sonuc: her degisim yeni bir benligi de bereberinde getiriyorsa her seferinde kendimizi sevebilmek ne kadar olasidir? Bir insanin kendini sevmesi ya da en azindan kendi varligina her sart altinda saygi duyabilmesi ne kadar mumkundur? Degisimle ve kendimizle savasmanin hic bir anlami yoktur. Kendini sevmiyor musun? Bekle ve gor. Belki de bir daha ki sefere daha az seveceksin. O nedenle elindekilerin degerini BIL...

12 Ağustos 2008 Salı

.8.:)

SUNSHINE: Ve gunes tekrar dogar.. Her yenı gunde oldugu gibi... (Burada pek dogmuyor ve hatta batmıyor ama...) Ve dunyada iyi insanlar oldugu kesfettim. Yeniden. Dunyanin en kot kosesinin bile icindeki insanlarla bir anda degisebilecegini. Bipolar olmama ramak kaldı. Bu kadar hızlı degisimler insanin bunyesini yormasina ragmen her an yasadiginin farkinda olmak kadar guzel bir sey yok. Severken, nefret ederken, nefes alırken ve nefesini tutmusken. Dunyanın tum guzelliklerini yasamasan bile farkina varirken... Tesekkuerler gunes, tesekkurler dunya ve uzerinde yasayan tum iyi insanlar... Bu arada Irlandalilara ayrica en derin sevgilerimi sunarim :) Siz bir tanesiniz... GULUMSE

10 Ağustos 2008 Pazar

.7........


FIGHT or FLIGHT: Nasil hayatta kalinir? Duygulari ile yonetilenleri sonu intihar ya da silinip gitmek gibi gozukmekte. Bu sebeple ben de icimdeki tum duygulari oldurmeye karar verdim. Belki bir kacis stratejisi ama eger bir robota donusebilirsem ki daha onceki denemelerimden bilioyrum ki bunu yapabilirim en azindan hayatimi surdurbilecek kadar fonksiyon goren bir birey olabilirim. Insanin hic bir duygusunun olmamasi ne kadar mumkun gozukuoyr bilemiyorum. Ama hissetmek ve duygulanmak hali sadece bireyin kontrolunu kaybetmesi ile sonuclaniyor belli ki. Kontrolu kaybetmek ise mutluluk ile teget bile gecemeyen bir durum ne yazik ki. Bu yuzden mutlu olabilme ihtimali uzerine kumar oynayarakdan sonsuz utluluga mahkum olmaktansa ne mutlu ne mutsuz nort yasayip gideblmek. Ve bu yasama halinde de verimli bir seyler yapabilmek. Icimdek her bir duyguyu teker teker aratirip bulup yok etmek istiyorum. Bombos olmak istiyorum. Cunku varolabilmek icin bombos olmak gerekiyormus. Sadece olma ihtimalinden bagimsiz olarak kendine hedefler koymak ve onlar icin calismak ama hic bir sey hissetmemek. Guvenmemek, samimi olmamak... Ictenlik de neymis? En buyuk yalan. Birilerine guvenmek? Kendimize bile guvenmedigimiz su dunyada niye baskalarina guvenelim ki... Sevmek, paylasmak, mutluluk, hissetmek... Hepsi kocaman yalanlar. Bunlardan kurtuldugumuz andaki ozgurluk duygusu belki de bizi bunlardan ozgur birakana minnet duymamiza bile yol acabilir ama o noktada zaten hic bir duygu kalmamais oldugundan kuru bir tesekkur yeterli olacaktir. Simid icimizi basari ile bosalttigimiza gore kendimizi baska amaclara ve hedeflere adayabiliriz. Anlamsizca onlar icin kendimiziparcalayabilir ve hissiz olmanin getirdigi avantajdan yararlanip canimiz hic yanmadan sabahlara kadar, gece gunduz demeden calisabiliriz. Belki bu amacsizlik ve amacla dolup tasma hali icerisinde baska birilerine faydamiz dokunabilir. Cunku ne de olsa hedefimiz kendimi icin bir beklentimiz olmadiginindan dolayi kendimiz adina bir seyler yapmak degil... Bu yaziyi sonsuz bir kendine acima hali olarak yorumlamamak lazim. Bu yazi gerceklikle baglarini koprtma hatasini islemis bireylerin tekrar gerceklik duvarina carptiklari ani anlatmakta. Ve O duvardan kendilerini kazima cabasina girmenin anlamsizligini kavramak ve hayatin tosladigimiz duvarlara oldugunca yakin gitmekten ibaret oldugunun farkina varmak... Hissizligin getirdigi o ok berrak gerceklik algisinin dayanilmaz varligi yasamanin ve yasami surdurme icgudusunun ne kadar guclu bir sekilde icimizde derinlerde bir yerlerde var oldugunu her saniye kanitlamaktadir. En umutsuz, mutsuz, dargin, kirgin anlardan sadece varolabilmek icin verilen caba hayatin en gercek olusudur. Bu dunyanin bize sundugu tum yalanci mutluluklardan kurtulup evrimsel olarak var olan ve yok oldugunu sandigimiz anlarda su yuzne cikan ic gudulerimize kendimizi birakmak gerekmekte gozuken o ki. Ve belki de en yalanindan da olsa gercekli en sade saf hali ile gercekligi hissetmek... YASAMAK BUDUR>

8 Ağustos 2008 Cuma

6

BLOODLUST: Korkmak. Biz insanlari potansiyelimizi kullanmaktan alikoyan, mutlu olmaktan alikoyan, yasamaktan alikoyan yegane duygu. O kadar ozgurum ki su anda, o kadar korkusuzum ki korkanlardan tiksiniyorum, onlara aciyorum. Benki Taniri'nin carpik espiri anlayisinin kurbanlariyiz hepimiz ama hissetmekten, yasamaktan ve mutluluktan korkmak... Bana cok fazla geliyor. Dunyadaki her seyle olan tum baglarimin koptugunu hissettigim su anda korkarak ellerinden hayatlarinin firsatlarini kaciran o insanciklara cok aciyorum. Cunku biz insanlar her turlu aci cekiyoruz, cesaret etsek de edemesek de. O zaman korkmanin ne anlami var. Korkunun ecele faydasi olmadigi gibi kendi kendimize neyin kavgasini veriyoruz. Hep kaybeden tarafta olmaktan mi korkuyoruz? Bu dunyada kazanan yok cunku mutluluk ve huzur ugruna savasildigi anda kaybedilir. Bu yuzdendir ki korku bizi o uzaktan guzel gelen duygulardan uzaklastirir. Ama sonunda herkes kaybeder cunku bu hayatta ugruna savasilacak cok sey varmis gibi gozukse de kazanilacak hic bir sey yoktur cunku biz olumluler hayatlarimizi zamanin kolesi olarak yasariz. Sadece bir seyer bulup ugruna savasarak var olan zamanimizi gecirip kendimizi bir seyler kazanabilecegimize inandiririz. Ve sonunda zaten kisitli olan zamanimiz doldugunda ise savastigimila kaliriz cunku hic bir savasta kazanan yoktur. Ama savasmak hali bizi bu hayata baglayan en onemli durtulerden biri... Bu dunyada savasilacak idealler var, savasilacak asklar var, savasilacak isler var ama kazanilacak hic bir sey yok. O yuzden bu gercekle yasamayi ogrenmeli ve surecten mutlu olmaya calismaliyiz ama mutluluk icin savasmamaliyiz... Niye mi? Ben denedim ve olmuyor. Hem de yillardir deniyorum ve olmuyor. Bu gun yine olmadi. Ve eger bir daha mutlulugum icin savasma hatasina dusersem donup bu en ozgur kilinmis animda yazdiklarimi okuyabilmek icin yaziyorum sadece. Hatalarimdan ogrenmek istiyorum. Bir daha ki sefere gozumu kan burudugunde savaslarda kazanan olmadigini hatirlamak istiyorum...
(ve tum insanca aptalligimla o zaman gozumun bunu gormeyecegini de o kadar iyi biliyorum ki ama ben yine de hatalarimdan ogrenebilmek isterdim. Uyusturucu bagimlisi olmus sempanzeler gibi her seferinde carpilacagimi bile bile bana uyusturucuyu saglayacak o dugmeye basmayabilmek isterdim... Mutlu olmak isterdim...) YALAN

6 Ağustos 2008 Çarşamba

**5**

SHIT: Evet tüm kızsal sorunlarımı ün bir kenara koyduktan ve en ust düzeyde sacmaladıktan sonra bu günün bombası... "RUBBISH collection point". Evet dünyanın tüm çöplerinin bulundugu bu noktada duruyorum. Ben de çöp olmalıyım ki ben de buradayım. Yaşasın. Yine de buradaki tüm diğer çöplerin ve dünyanın tüm diğer çöplüklerinin hatrına bu şehri terketmeyeceğim. Bütün gün yağmur yağdı. Tekrar yaşasın. İnsanoğlu evrim gereği yağmuru sevmiyor olabilir. Ki bu konuda da bir çok çelişen teoriler olacağı açık. Her ne kadar yağmur sel, fırtına, heyelan, yıldırım düşmesi gibi bir çok felaketi beraberinde geitrmiş olabilir binlerce yıllık tarihimiz boyunca ama aynı zamanda verimliliği, içme suyunu ve hidroelektrik santrallerine bağlanana umutları (ki bu sonuncusu daha evrim üzerinde etkili olabilecek kadar uzun soluklu olmayabilir ama zamanın bize neler göstereceğini bilemeyiz değil mi) getirmiştir. Neyse ben yağmuru seviyorum çünkü böyle boktan bir havada, güneşin kendini sadece haftanın bir günü iki saat gösterdiği bu şehirde bile insanlar yağmur yağdığında dışarıda olmak istemiyorlar. Yaşasın bana! İskoya ve Birleşik Kırallık taki tüm çöğlük insanların buluştuğu bu şehirin çöp insanlarını görmüyorum. Tek başıma deli muamelesi görerek yağmurda sigara içip ego tatminimi üst boyutlara taşıyabiliyorum. Bu sırada ucuz kitaplar, tabloid gazeteler ve internetteki dedikodu süyunlarını oluyarak hayatın anlamını bile bulabilirim belki :) Evet evet belki ben de sonunda RUBBISH olarak "RUBBISH collection point" de olmamı anlamlı kılabilirim kendimce... YAŞASIN

5 Ağustos 2008 Salı

\4...


TO MY BELOVED DAUGHTER: Sevgili kızım... Daha dogmadın ama bir gun dogacaksin ve bana aski soracaksin... Sakin sorma kizim cunku artik ben de bilmiyorum. Kaybettigini bilerek baslamak o kadar zor ki... ve o kadar calismak coktan kaybettigini bile bile. Hep hayat kazaniyor kizim, ben se belki de hep kaybediyorum. Ama eger sen dogduysan ve ya bir gun dogacaksan belki ben kazanmamis olsam da hayat kazanmis demektir ve bu sefer hayatin kazanmasinin kalbimi kirmasina izin verebilirim... o da sadece senin hatrina, kizim icin...
Aşk bahara uzak,
Ölüme yakın, kadere yenik...
Haykırdım, duyuramadım,
Sana sesimi, yüreğim ezik.
Anılar ölüyor sevda yasta kaç senedir.
Yar yüreğinden bir haberim,
Bir ışık olsa farkederim,
Yar benim olsan kim duyacak?
Kim görecek ya da kim bilecek?..
Gel geleceksen tam sırası,
Aç yüreğimden gir içeri,
Ah kanıyorken aşk yarası,
Sen saramazsan kim saracak?

Belli ki kimse kimsenin yaralarini sarmiyor. Yanliz doguyoruz bu dunyaya, yanliz yasiyoruz ve de yanliz oluyoruz... Hepimiz oluyoruz.. Bu gun iki hastam daha oldu, yarin da digerleri belki de... Hepimiz oluyoruz... Yasadigimizi hissettiren en onemli seylerden biri ask kizim ve o da bizi yavas yavas olduruyor... Artik NEFES alABILmek istiyorum. Yasamak istiyorum kizim. Mutlu olmak ve birilerini mutlu etmek... O'nu mutlu etmek/